sehmus's profilesehmus adlı kullanıcının...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
August 05 Konuşulan konu sehmus
Alıntı sehmus September 23 edfdfUNUTMAK YOK Nerelerdeydin diye sorarsan "Hep eskisi gibi", diyeceğim. Toprağı örten taşlardan söz edeceğim, sürdükçe kendini harcayan ırmaktan; ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim, gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan ablamı. Neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden günler yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece birikiyor ağızda? Neden ölüler? Nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük kelimelerle konuşmak zorundayım, ağzı zehir gibi yakan araçlarla, çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla ve avutamadığım yüreğimle. Andaç değil yanımızda götürdüklerimiz unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil, yaşlarla kaplı yüzler, boğazımıza yapışan eller ve yapraklardan sıyrılan şey: aşınmış bir günün karanlığı acıyı kanımızda tatmış bir günün. İşte menekşeler, işte kırlangıçlar bize sevinç veren ne varsa, geçici ve küçük duyarlıkların yan yana göründüğü süslü kartpostallarda. Ama bu sınırın ötesine geçmeliyim, dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu, ne karşılık vereceğimi bilemem: öyle çok ki ölüler, ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler, ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler, ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller, ve öyle çok ki unutmak istediklerim http://issuu.com/islam/docs/cafcaf10Tarihin her döneminde, insana hitaben Kendini bil - Kendini tanı uyarıları yapılmıştır. Ahlaki zeminlerde, insanın sık sık, kararlılıkla, Kendimi seviyorum, kendimle gurur duyuyorum gibi abartılı iltifatlarda bulunmasının sakıncaları üzerinde durulmuştur. Çünkü insanın kendine olan sevgisi, bazı başarısızlıklarını kendi karakterinde ve kendi tarzında aramasına engeldir. Böylece, yaşamını engelli biçimde sürdürür. Engelli yaşayan bir insan aşkı, ölümü ve evrensel işleyişleri sağlıklı algılayamaz. Temel gerçekleri doğru yorumlayamaz. Saplantı derecesinde kendini sevenler, varolan egolarının mükemmel bir zenginlik olduğunu, dolayısıyla seçkin bir varlık olduklarını düşünürler. Elbette bu çok tehlikeli bir durumdur. İnsan her konuda, karakterinin ve davranışlarının eksik, hatalı olabileceği endişesini kaybetmemelidir. İçimizi denetlemek, içimizi araştırmak, kendimizi bilme yolunda önemli bir adımdır. Kendini gereğinden fazla beğenen insanların, kendini tanımaları zorlaşır. Çünkü bu tür insanlar, egolarıyla bilinçleri arasında geçen mücadeleyi kabul edemezler. Her şeyin en güzelini, her şeyin en doğrusunu yaptıklarına dair aşırı bir gurur, kibir içindedirler. Balzac, Bencillik zehirdir diyor. Sadece iki sözcükten oluşan, düşündürücü bir söz … Başarısızlıklarımızı başka insanlara, koşullara, devleti yönetenlere yüklemekle kendimizi kurtaramayız. Bu konuda Pascal şöyle diyor. İyilik inancı olmayan bir insan, görünür iyilikler üzerinden bakışlarını kaydırıp içindeki zavallılığa bakmaya dayanamaz. Huzursuz, tedirgin bir insanın kendini avutmak için yaptığı bütün hareketlerin temelinde kendini tanımaktan kaçma isteği vardır … Yukarıdaki saptama üzerinde çok fikir yürütülebiliriz. İnsan belirli bir olgunluğa ulaşmadan kendi yapısını içtenlikle açıklayamaz. Daha doğrusu, kendine duyduğu saygının azalmasını içine sindiremez. Ancak olgunluğa eriştiğinde, boş ve inatçı bir gurur duygusu içinde kalmaktansa, gerçeği bütün açıklığıyla görmeyi tercih eder. ( ne kadar acı ve kırıcı olursa olsun ) Olgunluğa ulaşamadığımız takdirde, iki sert - kalın duvar arasında gider geliriz. Kendimizi sorgulamak, en büyük sıkıntımız olur. Yaşamdaki yanılgıların en korkuncu, egolara ve düşlere kapılan insanın, kendisini olduğundan daha yüksek noktalarda görmesidir. İnsan kendi yeteneklerine güvenmeli ama bulunduğu noktayı da çok iyi bilmeli. Egolar, kontrol edilmediği zamanlar tehlikelidir. Çünkü insanın iç dengelerini hızla bozar. Küçük başarılar, büyük gurur duygularını doğurduğunda insanın varlığı incinir. Başarının gerçek amacı bu değildir. Günümüze gelinceye kadar, çok sayıda lider, devlet adamı ve sanatçı, kendi düşüncelerinin doğru olduğuna, mükemmel olduğuna inanmıştır. İnancını büyük halk topluluklarıyla paylaşmıştır. Fakat o özel insanları yakından incelersek, iç dünyalarıyla dış dünyalarının çok uyumlu olmadığını görebiliriz. Bazıları depresif kişilik olup, yalnızca egolarını tatmin edecek bir başarı dengesi kurma gereksinimi içinde yaşamışlardır. İkinci Dünya Savaşının son günlerinde, Berlin’de sığınağında saklanan Adolf Hitler’e, savaşın sonucuyla ilgili hiç umut kalmadığı söylendiğinde: Umurumda bile değil. Onlar hiç bir şeyi hak etmediler zaten demiştir ( Alman halkını kastederek ). Yeryüzünü değiştirmek, üstün insan modeli yaratmak isteyen bir diktatörden vicdanının olmadığına dair itiraf. Her insan egoizme yatkın olabilir. Ego, sınırları zorlanmadıkça, dozu aşılmadıkça itici bir güç olarak yararlıdır. ( Bir şeylerin yapılması, başarılması için ) Fakat hangi hedefe doğru ve ne amaçla gittiğimizi mutlaka bilmeliyiz. Yalnızca başarmak için, yalnızca kendimizi tatmin etmek için koşuyorsak, sonunda bir mutsuzluk yaşayabiliriz. Bu arada, başkalarının da dünyalarını karartabilir, yaşama sevinçlerini yok edebiliriz. Dünyaya gelmiş olduğumuz ne kadar kesinse, günün birinde ( belki de ansızın ) bırakıp gideceğimiz de o kadar kesindir. Bunu hatırlamak, gericilik değildir. Hiç bir şeye bağlanmamak, gerçekten bilinçli bir insanın birinci ilkesidir. Fırsat ve olanaklardan yararlanırken aç gözlü olmamalıyız. Doymadan, durmadan biriktirme yanılgısına düşmemeliyiz. Dünyayı kutsamak, maddi kazançları kutsamak zihnimizi çok yoruyor. İçinde bulunduğumuz doğayı, evreni yeterince düşünmüyoruz. Doğanın tatlı renklerini televizyondaki bir belgeselden görüyoruz. Terastan gün batımını izlemek aklımıza gelmiyor. Terasa çıkmakta zorlanıyoruz. Çünkü başka acil işlerimiz olduğunu düşünüyoruz … Bedenimizin duyarlılığı her geçen gün biraz daha azalıyor. Esin verici eserler dikkatimizi çekmediği gibi, ruhumuzu geliştirip dolu bir yaşam süremiyoruz. Gündelik yaşamımızın ritmini oluşturan pek çok unsurla uğraşırken bize ayrılan zamanı tüketiyoruz. Oysa geçen her saniye çok değerli ... Zamanın ne anlama geldiğini ölenlere, yani bu dünyadan göçenlere sormak isterdim. Saflığımla nelerin kurbanı ve nelerin katili olduğumu kavramam açısından … Yazan ve paylaşan - Hüseyin Evcil Copyright TYRANNOS Edebi Ürünler Teşekkür ederim - Saygılarımla * * * Sevgi ışığınız eksilmesin. July 31 Konuşulan konu YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Alıntı YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN... Konuşulan konu pelin,aslı,ibrahim,dağhan
Alıntı pelin,aslı,ibrahim,dağhan November 03 sehmusBir Şehmuz Hikayesi Kırmızı gözlü beyaz tavşan zıp zıp zıplayarak ormanda gezinirken, kaybolduunu fark etti. Bir de baktı ki ormanın sonu gelmiş. Ağaçların arasında bir şey gördü: “Ayı gördüm ya da kırmızı gözlüklü iri yapılı bir hayvan gördüm” İlerdeki büyük kayanın arkasından bir çocuk sesi geldi. “Dört göz.. dört göz…” O sırada dört gözlü ayı çocuu yiyordu. Yok aslında yemiyordu onu öpüyordu. Ama bu manzarayı yanlış anlayan o zalim insan silahını doorultup ateş açtı. Birden bir gürültü patladı. Bütün hayvanlar kaçışmaya başladı. Kuşlar böcekler hepsi başka yöne dağıldı… (iyi olmuş çünkü kuşlar böcekleri yerdi)… Hatta kaçamayan kaplumbağa bile kaçmaya başladı. Tavşan kaplumbağayı geçti ve bir yarışma oldu. Meğerse o ayı ormanın kralıymış. (sanırım hikayenin kilit cümlesi bu) Kazayla aslanın yerini almış. Niyeti iyi bir kral olduu için tabiatın tüm güçleri onu iyileştirmeye çalışmış. Karıncalar bir yaprak getirmiş Yarasalar aldıkları kanları bağışlamış… Sonra o ayı iyileşmiş ama hiçbir fayda görülmemiş. Böylece “Ayıya ne yapsan işe yaramaz” diye atasözü ortaya çıkmış. Tavşan da avlanmaktan kurtulmuş. Ayı ölmüş. Ölmemişte vicdan azabından gitmiş. Öteki tarafa gittiinde bambaşka bir alemle karşılaşmış. Ayı yanlışlıkla ölünce diğer tarafta başka bir ayıyla karşılaşmış. Öbür ayı da başına bal düşüp ölmüş. Kazayla, isteyerek olmamış. Ayı işte isteyerek bir şey yapmaz ki… Öbür dünyaya gidip gelmeyen bir yaratık varsa o da ayıdır. Ayı olduundan yani. Sırat köprüsünden geçerken ağır olduu için geçememiş. Tavşanda vicdan azabı duyup ayının yanına gelmiş. Ayı orda denize girmiş. Ama o deniz diilmiş. Sıcak cehennem şeysiymiş. Ayının kılları yanmış. Boz ayı olmuş. Sonra kılsızlaşmış. Ve onu cennete almışlar. “Ayı çıplak” diye çığlık atmış ordakiler. Cennetin namus kavramını yıktıı için üçüncü dünya ülkesine göndermişler ayıyı. Cennet ile cehennem ortasında bir dünyaymış bu. Kanun olmadı için üçüncü dünyada tam yerini bulmuş. Sonra ayı dünyanın en güzel şeyi armudu yemiş. Armut cennetine düşmüş. Armudun dibini yemiş. Üstünü de tavşan yemiş.. Böölece hikaye bitmiş… Şehmuz Gömi 14 12 2003 October 27 sehmuzBir Şehmuz Hikayesi Kırmızı gözlü beyaz tavşan zıp zıp zıplayarak ormanda gezinirken, kaybolduunu fark etti. Bir de baktı ki ormanın sonu gelmiş. Ağaçların arasında bir şey gördü: “Ayı gördüm ya da kırmızı gözlüklü iri yapılı bir hayvan gördüm” İlerdeki büyük kayanın arkasından bir çocuk sesi geldi. “Dört göz.. dört göz…” O sırada dört gözlü ayı çocuu yiyordu. Yok aslında yemiyordu onu öpüyordu. Ama bu manzarayı yanlış anlayan o zalim insan silahını doorultup ateş açtı. Birden bir gürültü patladı. Bütün hayvanlar kaçışmaya başladı. Kuşlar böcekler hepsi başka yöne dağıldı… (iyi olmuş çünkü kuşlar böcekleri yerdi)… Hatta kaçamayan kaplumbağa bile kaçmaya başladı. Tavşan kaplumbağayı geçti ve bir yarışma oldu. Meğerse o ayı ormanın kralıymış. (sanırım hikayenin kilit cümlesi bu) Kazayla aslanın yerini almış. Niyeti iyi bir kral olduu için tabiatın tüm güçleri onu iyileştirmeye çalışmış. Karıncalar bir yaprak getirmiş Yarasalar aldıkları kanları bağışlamış… Sonra o ayı iyileşmiş ama hiçbir fayda görülmemiş. Böylece “Ayıya ne yapsan işe yaramaz” diye atasözü ortaya çıkmış. Tavşan da avlanmaktan kurtulmuş. Ayı ölmüş. Ölmemişte vicdan azabından gitmiş. Öteki tarafa gittiinde bambaşka bir alemle karşılaşmış. Ayı yanlışlıkla ölünce diğer tarafta başka bir ayıyla karşılaşmış. Öbür ayı da başına bal düşüp ölmüş. Kazayla, isteyerek olmamış. Ayı işte isteyerek bir şey yapmaz ki… Öbür dünyaya gidip gelmeyen bir yaratık varsa o da ayıdır. Ayı olduundan yani. Sırat köprüsünden geçerken ağır olduu için geçememiş. Tavşanda vicdan azabı duyup ayının yanına gelmiş. Ayı orda denize girmiş. Ama o deniz diilmiş. Sıcak cehennem şeysiymiş. Ayının kılları yanmış. Boz ayı olmuş. Sonra kılsızlaşmış. Ve onu cennete almışlar. “Ayı çıplak” diye çığlık atmış ordakiler. Cennetin namus kavramını yıktıı için üçüncü dünya ülkesine göndermişler ayıyı. Cennet ile cehennem ortasında bir dünyaymış bu. Kanun olmadı için üçüncü dünyada tam yerini bulmuş. Sonra ayı dünyanın en güzel şeyi armudu yemiş. Armut cennetine düşmüş. Armudun dibini yemiş. Üstünü de tavşan yemiş.. Böölece hikaye bitmiş… Şehmuz Gömi September 09 fotolaf sevgililerimsehmus makale yazıyorBir Şehmuz Hikayesi Kırmızı gözlü beyaz tavşan zıp zıp zıplayarak ormanda gezinirken, kaybolduunu fark etti. Bir de baktı ki ormanın sonu gelmiş. Ağaçların arasında bir şey gördü: “Ayı gördüm ya da kırmızı gözlüklü iri yapılı bir hayvan gördüm” İlerdeki büyük kayanın arkasından bir çocuk sesi geldi. “Dört göz.. dört göz…” O sırada dört gözlü ayı çocuu yiyordu. Yok aslında yemiyordu onu öpüyordu. Ama bu manzarayı yanlış anlayan o zalim insan silahını doorultup ateş açtı. Birden bir gürültü patladı. Bütün hayvanlar kaçışmaya başladı. Kuşlar böcekler hepsi başka yöne dağıldı… (iyi olmuş çünkü kuşlar böcekleri yerdi)… Hatta kaçamayan kaplumbağa bile kaçmaya başladı. Tavşan kaplumbağayı geçti ve bir yarışma oldu. Meğerse o ayı ormanın kralıymış. (sanırım hikayenin kilit cümlesi bu) Kazayla aslanın yerini almış. Niyeti iyi bir kral olduu için tabiatın tüm güçleri onu iyileştirmeye çalışmış. Karıncalar bir yaprak getirmiş Yarasalar aldıkları kanları bağışlamış… Sonra o ayı iyileşmiş ama hiçbir fayda görülmemiş. Böylece “Ayıya ne yapsan işe yaramaz” diye atasözü ortaya çıkmış. Tavşan da avlanmaktan kurtulmuş. Ayı ölmüş. Ölmemişte vicdan azabından gitmiş. Öteki tarafa gittiinde bambaşka bir alemle karşılaşmış. Ayı yanlışlıkla ölünce diğer tarafta başka bir ayıyla karşılaşmış. Öbür ayı da başına bal düşüp ölmüş. Kazayla, isteyerek olmamış. Ayı işte isteyerek bir şey yapmaz ki… Öbür dünyaya gidip gelmeyen bir yaratık varsa o da ayıdır. Ayı olduundan yani. Sırat köprüsünden geçerken ağır olduu için geçememiş. Tavşanda vicdan azabı duyup ayının yanına gelmiş. Ayı orda denize girmiş. Ama o deniz diilmiş. Sıcak cehennem şeysiymiş. Ayının kılları yanmış. Boz ayı olmuş. Sonra kılsızlaşmış. Ve onu cennete almışlar. “Ayı çıplak” diye çığlık atmış ordakiler. Cennetin namus kavramını yıktıı için üçüncü dünya ülkesine göndermişler ayıyı. Cennet ile cehennem ortasında bir dünyaymış bu. Kanun olmadı için üçüncü dünyada tam yerini bulmuş. Sonra ayı dünyanın en güzel şeyi armudu yemiş. Armut cennetine düşmüş. Armudun dibini yemiş. Üstünü de tavşan yemiş.. Böölece hikaye bitmiş… Şehmuz Gömi 14 12 2003 |
|
|